10 Ocak 2013 Perşembe

TEŞEKKÜRLER :)



Kızmışken insanlığa ve hatta yanı başında görülüp aslında çok uzağında olduğunun farkında dahi olmadığın yakın saydıklarına… Akşamın karanlığı çökmüşken düşüncelerine yani en umulmaz bir vakitte... Telefonun ucundaki kadar avucundadır umutların… Dostluğun sıcak eli yakar göz kapaklarını...  Anlarsın yanıldığını… Bitmez hayatın sürprizleri ve ne kadar, “Hayır…” desen de vardır hâlâ seni düşünen birileri… Üstüne yıkılan onca duvara rağmen sırtını dayamaktan korkmayacağın bir tuğla vardır elbet dost bahçesinde… Gülmeler ağlamalara karışır… Sözler dolanır teşekkür cümleleri içinde… Ufukta beliren hayaller bir gün gerçeğe dönüşmese dahi güç verir yalnızlığın yıkık omuzlarına… Belli ki öyle kolay değil kimsesizlik… Kardeş yerine koyabileceğin bir el var oldukça düşsen de öksüzlük acıtmaz dizlerini… İşte bu yüzden dünya yaşanası bir yer olmaya devam etmeli…

Teşekkürler hayatın gülen yüzleri… Teşekkürler J

9 Ocak 2013 Çarşamba

GÜVEN ÖLDÜ




En köhne yalnızlıkları solumuştu yürekler… Belki delice sevmişti ve hatta sevildiğini bilmeden isyankâr olmuştu kaderin yazgısına… Işıldayan sokaklarda yağmur birikintisine dönüşmüştü gözyaşları… Yüksek binaların kuytusunda kalmış bir sığınak aramıştı gizlenecek… Ya da sözünü saklayıp, sırrını gömecek bir mahzen…

Hani çocukluğun korkulu gecelerinin karabasanları büyüklere uğramazdı!  Hani el öptüğüm o edep bekçileri sormaz oldu hatırımı!
Tıpkı Nietzche’nin dediği gibi; uçuruma uzun süre bakmış olmalıyım ki, şimdi uçurumun da bana baktığını fark ediyorum.

Hey Hak… Kabul her aldığın, verdiğin nefes kadar… Bırakma tuttuğun eli… Ben fırtınasını da sevdim bulutunun...
Şimdi bir ölümlünün kitabıdır yazılanlar…
Anlayan anlar…

Sensin o melek




Gözlerim yanıyor hüzünden
Ah keşke söyleyebilseydi şarkılar
Ya da öyle bir söz yazılsaydı ki
Yaşarmayan kalp kalmasaydı acıdan
Sahi ben mi demiştim o lafı!
“Gözyaşı temizler mi yalanı?”
Yetimliğime ekledim yokluğunu
Gel de çöz şimdi bu düğümü

Boş ver
Sen yine de gülümse
Şarkılar da sözler de sana
Sensin bana gönderilen o melek…

6 Ocak 2013 Pazar

Seviyorum ben Ben'i....





Bilir misiniz insanın kendine yalan söylemeden yaşaması ne kadar da zordur?
Bir çıngıraklı yılanın başıymış gibi gülümserken yaşam, sahte bir oyunun içinde buluverirsiniz kendinizi. Ağlarken içinize sızan zehir, gülerken de farklı değildir. Azar azar işler teninizden hücrelerinize doğru.
Yalnızlıktan şikâyet edip, kaçarız korunduğumuzu sandığımız kendimize. Oysaki en büyük düşman beynimizi kemiren cümlelerimizdir. Söyleyemediklerimiz. Dilimizin ucuna gelip yutkunduklarımız. Tıpkı kahkahalar ardına gizlenip gülerken, içine doğru akan yaşların acıya dönüşmesine engel olduğumuz gibi engelleriz düşüncelerimizi de. Yasaktır konuşmak. Yasaktır doya doya ağlamak. Yasaktır bu dünyanın anasına avratına sövmek.
Sahte mutluluk elbisesi dar gelse de bedenlerimize, nefes almamak pahasına taşırız gülümseyerek. Nerde “Yeter be…” diye soyunacak cesaret…
Yalan elbet… Bay V nin maskesine gizlenmiş romanlar ve okuduğunuz kadar yalan yazılanlar… Duyduğunuz kadar yalan sevgi cümleleri… İnanmaya devam…
Seviyorum ben Ben'i……….

küsmek...




Küsersiniz bazen… Küsersiniz kendinize… Hatta söze ve kaleme…

Küstüren bilir mi sebebini? Beynini zonklatırcasına ele geçirmiş bir ağrı ile gecenin yarısı talan ettiğin düşüncelerinde onu aramanın ne anlamı vardır? Ne önemi vardır ne için, kim için küstüğünün hayata?
Bir avuç dolusu ilaç döküp eline, diğerlerini başka zamana saklayarak içinden bir tane yutarsın, tüm derdine o küçücük pembe draje derman olacakmış gibi…
Boşluğa takılan gözlerde silinmiştir düşler… Oysa tek onlardı tutunduğun bu yalanlar içinde… Tek gerçek… Gözünü kapattığında sığındığın bir sevgili… Kollarında ağladığın, kulağına fısıldadığın ve doyasıya öptüğün dudaklarından aşkın…
Kelimeler oyununa son vermiştir… Sessizce çekilmiştir kuytu bir köşeye… Zamanı gelmiştir sözü sahibine vermenin… Sahi, kimdi söz sahibi? Söyleyen mi, söyleten mi?  

Gözyaşı temizler mi yalanların kirini?
Akıl oyunu olmalı tüm bu kovalamaca… Belki “Deliler Ülkesinden Notlar” kadar gerçekçi… Kimdi bu kitabın yazarı? Yazın son ayı, bir öğleden sonrası kapıyı vurmadan içeri giren sıcağı geri çevirmeyen Sonbahar mı?
Ateşe yalınayak basmaktan farksız olmalı hayallerde dolaşmak… Sessiz harflerden cümleler kurmak… Yaşamın tam içinde olup, bir o kadar da uzaktan bakmak…
Dedim ya akıllı işi değil… Küsmek kendine… Küsmek… Delilik olmalı…

23 Aralık 2012 Pazar

YALAN




Aşkın hududunu geçti kelimeler
Bilesin ki senden ötesi yalan
Bakışınla yıkamam belki cihanı
Bırakırım beni ayaklarının dibine

Hani demiştin ya, “Sana feda bu dünya…”
Bilesin ki senden ötesi yalan
Bir beni sensiz koyma
“Cenneti buldum…” derim karanlıklarında

Ben sende Yaradan’ı sevdim
Bilesin ki senden ötesi yalan
Dile dökülmeden, tene değmeden
Var mı ben gibi mahşeri bekleyen

Dünyayı elimin tersiyle itecek kadar
Bilesin ki senden ötesi yalan

SEVDANIN ADI BULUT - Syf 15


16 Aralık 2012 Pazar

AŞK ÖLÜMDÜR / Syf 112




Ne zaman yazmaya başladım sana? Seni tanımadan evvel mi?
Yoksa beni düşündüğün bir gecenin sabahında yazdığın o mektubu okuduğumda mı? Gönlüme ateşin düştükten sonra mı alev sardı parmaklarının değdiği tenimi? Kaçmaktan söz ederken koştum yanına bir tünel kuytusunda…
Tahta yuvarlak bir masa, ufak bir kuruyemiş kâsesi, yarısı içilmiş bira bardağı ve sen, kucak açtınız kaçak zamana…
İlk kez değdi yüreğine başım… Tek bir kalbe dönüştük sarıldığım kollarında… Tatlı bir bahar soğumuş ellerimi ısıttı… Leb-i derya gözlerinde seyrettim İstanbul’u…
Söz neydi? Benden önce kim geldi? Başka kimler gelecekti? Sildim tüm soruları… Cevaplar sana çıktı…
Tünel rüzgârı üşütürken dönüş yolunda kulağımda fısıltısı kaldı sözlerinin… Saçlarımda nefesinin ılıklığı… Ve ben her adımda sana yaklaştım…
Nereye varacağımı bilmeden aktı Nisan yağmurları gözlerimden…
Dudağımda bir şarkı… Gölgemde sen…
Ve peşimde Tünel Rüzgârı…